January 15

|

  

    
Bu zor günlerimde yanimda olupta bana destek olan,yüreğinden yüreğime binlerce umut katan, hayatlarindaki değerleri unutup benim derdime çare olmaya çalisan dostlarima sonsuz minnetlerimi bir borç biliyorum.ALLAHim sizi basimdan eksik etmesin...Ben simdi hayata tutundum belki ama sunu iyi bilinki,bundan sonrada ben sizin yaninizda sizin derdinizin ortağiyim.ölmekle kalmak arasindaki o ince çizgide gidip geldiğim heran sizin varliğinizi hissettim.. SİZLERI ÇOK AMA ÇOK SEVIYORUM. . IYIKI VARSINIZ CANLARIM...
MAVi (sadece mavi, hasreti kalmadi)
Bu siir senin için güzelgözlüm...
 YETERKi SEN iSTE
Anlayamayacagin o kadar sey varki aslinda, Hiç birisi seni avutmayacak biliyorum. Senin anlam veremeyeceginden degil bitanem, Benim anlatamayacagim seyler aslinda...
Hissetmektir yasamak... Bir an'i , bir hatirayi,bir sevgiliyi canlandirir aklin... Yine ve yeniden yasanır istedigin an.... Ama hep bugündür aslolan...
Dön biraz gerilere ve herseyi basa sar. Içindekileri koy bir tozlu rafa. Bak bakalım ne kadar anlam kalacak Dene istersen birde,hangi kalanlar sana anlam katacak...
Tüm yasananlari bugüne tasiyan yürektir... Tozlu raflari birer birer doldursanda içindekilerle, Bütün geçmisi esir etsende, Bir yürek alir getirir,tutar elinden götürür maziye...
Ben senin anlayamayacagin bisey yasatmadim sana, Sende olan ne varsa,onlardi beni sana anlatan... Birtek gülüsün anlatabiliyorsa tüm masumiyeti, Bir keskin sözün devirir inan bana bu yüregi...
Haydi güzelgözlüm gülümse... Benden kucak dolusu sevgiler dolsun güzel yüregine... Çok sevdigin sarki misali takilayim hep diline, Herzaman kosar gelirim sana,yeterki sen iste...
MAVi



MERHABA
GEL DEDİM
YÜREĞİNLE, DOSTLUĞUNLA GELİVERDİN
GÜL DEDİM
DUDAĞININ KENARINDA BELİREN GÜLLERLE GÜLÜVERDİN.
NE DEMELİYİM Kİ SANA HOŞGELDİN,
ELLERİNLE ELLERİME
GÜLÜŞÜNLE GÜLÜŞÜME
DOSTLUĞUNLA DOSTLUĞUMA
HOŞGELDİN.


       
BEKLEYİŞİMİN ÖYKÜSÜ
Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine, ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun...
Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım. Sen yoktun...
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım. Sen yoktun...
Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim. Sen yoktun...
Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni. Sen yoktun...
Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını istedim. Olmadı. Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye. Sen yoktun...
Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm. Sen yoktun...
Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım. Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış kasabalara gittim. Senden bir iz aradım. Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim. Sen yoktun...
Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. İçimi dökecek bir insan aradım. Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim. Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama. Sen yoktun...
 http://asilturk53.spaces.live.com
 


|
        İÇİMDE BÜYÜTTÜĞÜM...
|
|
|
bir garip sevgi şimdilerde içimde büyüttüğüm, derin, anlaşılmaz ve gizli başkalarından... kendime, sana... heyecanım uzun zamandır böylesine büyük garip! özlememim böyle umarsız, sabırsız,korkusuz ne özlediğini bilmeden garip! düşüncelerim derin mi derin! sakin ama mütemadiyen senle... hayal, arzu, heyecan, aşk sensin... yıllardır tanıyor gibi kalbim seni, yıllardır sevmiş sanki seni de ayrılıktan şimdi ağlamaklı garip, iki dost gibi oluşumuz konuşurken, çocuk gibi gülüşlerimiz içtenlikle öylesine tatlı ki, uzun uzun bakışlardaki ve o şarkılardaki anlam beni sana çağırdı hep! bakışlarına,sesine,içtenliğine aşık oldum, annene sevgine aşık oldum ben, sevginin güzelliğine aşık oldum, ben senin aşkından bihaber sana aşık oldum şımarıkça! |
MAVİDENİZ
       
      
    
SENİ SEVİYORUM !
Sadece kim olduğun değil, sen olduğun için ve seninle beraberken kim olduğumu, benliğimi anladığım için. SENİ SEVİYORUM !
Sadece kendine yaptıkların için değil, bana kattığın güzellikler için. SENİ SEVİYORUM !
İçimdeki özlemi, saklı kalmış ben'i yeryüzüne çıkardığın ve sana ihtiyacım olduğu her an tüm duyarlılığınla yanı başımda olduğun için. SENİ SEVİYORUM
Elini kalbimin üzerinde hissettiğim zaman, üzüntülerimi alıp, onların yerine şimdiye kadar hiç kimsenin başaramadığı o sıcaklığı, o içtenlik ışığını bana duyurmayı başardığın için. SENİ SEVİYORUM !
Hayatımı kutsal bir sevgi tapınağına çevirdiğin ve her günümü yaşam şenliğine, unutulmayan şiirlere dönüştürdüğün için. SENİ SEVİYORUM !
Çünkü, sen, şimdiye kadar hiç başaramadığım şeyleri, kendimle dost ve barışık olmayı ve hiçbirzaman tadamadığım kadar mutlu olmamı sağlıyorsun ve bütün bunları dokunuşunla yada işaretle değil, kendin olmakla yapıyorsun bitanem.
       

  


Sevmek Gitmeyi de becerebilmektir... Becerebiliyorsan gideceksin! Başını yastığa koyduğun zaman; Bir gidişin vehemi zonklatacak beynini... Gözlerin maziye daldığı zaman; O en kahredici sır çöreklenecek içine... ve Sen bunları göze alabiliyorsan; Gideceksin Çünkü: Sevmek Gidebilmektir bütün sırlarınla beraber...
Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum bütün acılarımı vurup sırtıma umutları bırakıp başucuna ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp şiirlerimi sarıp bohçama yüreğimin yangınına gidiyorum hoşca kal usul boylum, güzel gözlüm hoşca kal
Gidiyorum gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum.
Gidiyorum başımda gam, gözlerimde nem bütün hatıraları bırakıp geride usulca çekip kapıyı ardımdan alıp başımı gidiyorum buralardan şafak sökmeden kimseler görmeden yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için...
Gidiyorum bir bilinmeze doğru hem yol, hem yolcu olmaya acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum bütün yıldızları takıp kanatlarıma bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum.
Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.
Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime ne okuyacak bir şiirim gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi bakmadan ardımdaki uçurumlara alıp götürüyorum yüreğimdekileri de hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal...
Oysa ben bilmiştim kıymetini ellerinin Hiçbir zaman tutmamış olsam da Hiç bakmamış olsan da gözlerime En çok ben kaybolmuştum derinliğinde
Hiç birini okumamış olsan da En çok ben şiir yazmıştım sana gece yarıları Sen farkında değildin belki Hiç sevmemiş olsan da En çok ben sevmiştim seni.
Unutma hiç sevilmemiş biri Sevilenden daha iyi bilir aşkın kıymetini... Öyle özledim ki denizi Bir de hayal etmeyi Başımı omzuna koyup ağladığımı sabahlara kadar...

Ne güzel şey seni seviyorum demek Sevdiğini söyleyebilmek ne güzel... Her baharda, gece gündüz, her saniye SENİ SEVİYORUM SENİ SEVİYORUM SEVİYORUM SENİ Diyebilmek ne güzel..
Çünküsü yok, nedeni yok sevmenin Zamanı hiç yok, Dakikalar zaman üstü... Utangaç bir gecenin kucağında Yağmurlar vuruyor pencereme, Aşkın vuruyor kalbimin kıyılarına Gecenin bu çıldırtan yalnızlığında Aşkın ayak seslerini duyuyorum yüreğimde Ve hasretini içimde, SENİ SEVİYORUM
Sesini duymak istiyorum uyumadan önce Sabahlara kadar konuşmak, Hiç kapatmamak telefonu... Aynı düşlere uyumak sonra Ve uyanmak aynı güneşe SENİ SEVİYORUM
Daha bir güzelleştim son günlerde Gözlerimin içi parlıyor Kabına sığdıramıyorum aşkı. Gülmek geliyor içimden Sokaklarda koşar adım yürümek Tanıdık, tanımadık herkese selam vermek, Merhaba ülkemin güzel insanları, Hepinize, hepinize merhaba sizi de SEVİYORUM
Yağmuru, denizi, kokusunu toprağımın Gök mavisinde güvercinleri, martıları, Dağ eteklerinde gelincikleri seviyorum ateş kırmızısı Bindallılarıyla köy kızlarını, Ve elleri hamur kokan anaları Hepsini sende seviyorum SENİ SEVİYORUM
Senin sevdiğin gibi topluyorum saçlarımı, Siyah kazağımı daha çok yakıştırıyorum kendime Ve daha çok seviyorum limonlu çayı Senin sevdiğin her şeyi seviyorum Türkülerini memleketin, feneri, kara kartalı senin için, Davamızı ve şiiri sende seviyorum. SENİ SEVİYORUM
İyi ki doğdun iyi ki varsın. Doğum günün kutlu olsun SENİ ÇOK SEVİYORUM SENİ ÇOK SEVİYORUM Yaşamaksa seni sevmek, Ben hiç ölmedim... SENİ SEVİYORUM!
Şebnem Kısaparmak

       
MAVİ MAVİ SEVDİM SENİ
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben. Kalbim şimdi bir sokak çocuğu Kelebekleri göç etti gönlümün Issızlaştı hayat sanki Sanki sabahı eksik şiirlerimin.
Sanki gecesi hep kanayan bir yara Ve sanki, artık hep kanayacak... Ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim Çare yok, ağlayacak.
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben. Kapıları kendime ben açamadım Ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni Düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım... Sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım. Savunamadım seni kimselere Anlatamadım seni kimselere Kimsesiz kaldım, En çok da sensiz...
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben. Sana uyumak, Sana uyanmaktı hayat. Sıratını geçtim yaşarken korkmadan Korkumu geçtim cesaretle, ihanetle Berduş bir yalan masumiyeti öptüm bile bile Tek sen gitme diye Sonbahar oldum yaprak yaprak Ağaç oldum köklerimi unutarak Tesellisiz bir geceye fırlatıldım Kalbimi dar kafese kapatarak İçimdeki bir kanarya Hiç susmadan ağlayacak
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben.
Yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak Seni sevdiğimi bağırdım mehtabına Beyazında akladım bulutunun Mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben.
Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim. Bugün sardunyalarım da açmadı Belki de küskün renklere Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım Sensiz soluyorum anlayacağın Mavi mavi ölüyorum Duyuyor musun, orada mısın, Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma ! Seni sevdim ben Yanarak, yıkılarak Aklıma her geldiğinde ağlayarak...
Bu Güzel Şiir ve Resim İçin DeliKız'a Teşekkürler...

|
January 11
|
|
|
1956 Helmuth Pirath, Almanya.
İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler Birliği'ne esir düşmüş bir Alman yıllar sonra kızıyla buluşuyor
1957 Douglas Martin, ABD. ABD'de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding
Lisesi'ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts'ın okuldaki ilk günü.
Tacizlere sadece 4 gün dayanabilmişti.
1958 Stanislav Tereba, Çekoslovakya Sparta Prag ve Bratislava arasındaki şampiyonluk maçından bir kare.
Fotoğrafçı bu kareyi çektiğinde henüz 20'sindeydi.
1960 Yasushi Nagao, Japonya 12 Ocak 1960.
Sağcı öğrenci, Japon Sosyalist Parti lideri Asanuma'yı öldürmeden saliseler önce...
1962 Héctor Rondón Lovera, Venezuella Sniper tarafından vurulan bir asker son anlarında papaza tutunuyor...
1963 Malcolm W. Browne, ABD Budist rahip Thich Quang Duc,
Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor.
Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı
1964 Donald McCullin, İngiltere Kıbrıs'ta bir Türk kadın Rumlar tarafından öldürülen kocasının yasını tutuyor.
Olaydan çok etkilenen İngiliz McCullin,
olaya fotoğrafçı gözüyle baktığı ve bir sosyal görevli gibi yardım edemediği için suçluluk duyduğunu itiraf ediyor.
1965 Kyoichi Sawada, Japonya Güney Vietnam'da anne ve çocukları
ABD bombalarından kaçmak için nehri geçmeye çalışıyor
1966 Kyoichi Sawada, Japonya ABD birlikleri Güney Vietnam'da Vietkong'lu ölü bir askeri sürüklerken...
Ödülü 2 yıl üstüste kazanan Japon fotoğrafçı Swada'yı,
tanık olduğu görüntüler onu o kadar yıprattı ki aldığı ödüllere hiç sevinemedi.
Kamboçya'da bir görevdeyken 1970'de öldürüldü
1967 Co Rentmeester, Hollanda 1967 Güney Vietnam. M48 tipi bir tankın komutanı objektiflere takıldı.
Bu ödülü kazanan ilk Hollandalı olan Rentmeester,
ödüllü fotoğrafı olağanüstü sıcak bir tankın üzerine uzanarak çekti.
1968 Eddie Adams, ABD 1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan,
Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...
1971 Wolfgang Peter Geller, Almanya Batı Almanya'da polis ve banka soyguncuları arasındaki çatışma
1972 Ut Cong Huynh, Vietnam Güney Vietnam uçakları yanlışlıkla napalm bombasını bir köyün ortasına düşürdü.
Fotoğrafçı (şimdilerde herkesin tanıdığı) küçük kızın yanan kıyafetlerini "Çok sıcak" diye bağırarak
üzerinden atmasını unutamadığını açıkladı.
1973 Fotoğrafı kimin çektiği bilinmiyor Şili'de demokratik seçimle gelen Başkan Salvador
Allende'nin askeri darbe sırasında ölümünden birkaç saniye öncesi.
Fotoğrafı çeken kişinin "kişisel güvenliği" için adının açıklanmasını istemediği sanılıyor
1974 Ovie Carter, ABD Nijerya'da kuraklık kurbanları...
1975 Stanley Forman, ABD Boston'da bir kadın ve bir kız apartmanın yangın merdiveninin çökmesiyle düşmeye başlıyorlar.
Bu fotoğraf yılarca güvenlik kampanyalarında kullanıldı
1976 Françoise Demulder, Fransa 1976 Beyrutu'nda Filistinli mülteciler... Demulder ödülü kazanan ilk kadın fotoğrafçı oldu.
1977 Leslie Hammond, Güney Afrika Güney Afrika'da evlerinin yıkılmasını protesto
eden halka polis gözyaşartıcı bombayla yanıt veriyor.
Gözyaşartıcı bomba etkisini yakından hisseden Hammond, sadece birkaç poz çekebiliyor
1978 Sadayuki Mikami, Japonya Ödüllü fotoğraf, Tokyo'da Narita havaalanının inşaasına karşı yapılan
protestolar sırasında çekildi.
1979 David Burnett, ABD Tayland'daki mülteci kampında yemek dağıtılmasını bekleyen Kamboçyalı anne,
bebeğini korumaya çalışıyor
1980 Michael Wells, İngiltere Uganda'da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk ve bir misyoner.
1981 Manuel Pérez Barriopedro, İspanya Ödüllü kare,
Albay Molina ve askeri polisin İspanya Parlamentosu'nu rehin aldığı 23 Şubat 1981'de çekildi.
Rutin bir parlamento günü yaşayacağını zanneden İspanyol fotoğrafçı filmleri ayakkabısında sakladı
1982 Robin Moyer, ABD Beyrut'taki kamplarda katledilen Filistinli mülteciler...
ABD'li Moyer, dayanılmaz koku arasında fotoğrafları çekmeye çalışırken İsrailli askerlerin şakalaştığını duyuyordu.
Katiller hiç bir zaman yargı karşısına çıkmadı
1983 Mustafa Bozdemir, Türkiye 30 Ekim 1983'te Koyunören'de meydana gelen depremde,
Türk annenin 5 çocuğunun ölüsünü gördüğün andaki tepkisi yürekleri parçaladı
1984 Pablo Bartholomew, Hindistan Hindistan'da Union Carbide adlı ABD şirketinin kimyasal madde
fabrikasından sızan zehirli gazlar, binlerce kişinin ölmesine ve sakat kalmasına yol açtı.
1985 Frank Fournier, Fransa Kolombiya'da 12 yaşındaki Omayra Sanchez,
Nevado del Ruiz Yanardağı'nın faaliyete geçmesiyle oluşan enkazın altında kaldı.
Onu ayık tutmaya çalışan fotoğrafçının çabalarına rağmen 60 saat sonra bilincini kaybeden genç kız öldü...
1986 Alon Reininger, ABD ABD'li Ken Meeks'in cildi AIDS'e bağlı bir hastalıktan ötürü yaralarla kaplandı.
1987 Anthony Suau, ABD Güney Kore'de bir anne, Başkanlık seçiminde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla
katıldığı gösteride tutuklanan oğlu için özür ve af diliyor.
1988 David Turnley, ABD Boris Abgarzian, Ermenistan'daki depremde ölen 17 yaşındaki oğlu için ağlıyor
1989 Charlie Cole, ABD Çin'de bir gösterici, demokratik reformlar için yapılan protestolar sırasında tankların
karşısına dikiliyor
1990 Georges Merillon, Fransa Yugoslavya'nın Kosova'nın özerkliğini kaldırma kararının protesto edildiği gösteride
ölen 27 yaşındaki Elshani Nashim'in evinde acı ve yas vardı...
1991 David Turnley, ABD ABD'li Çavuş Kozakiewicz, Körfez Savaşı'nda dost ateşi sonucu ölen en iyi arkadaşı
Andy Alaniz'in ardından gözyaşlarını tutamıyor.
1992 James Nachtwey, ABD Somali'de bir anne, kıtlık sonucu ölen çocuğunun cansız bedenini kaldırıyor
1993 Larry Towell, Kanada Gazze Şeridi'ndeki Filistinli çocuklar oyuncak tabancalarıyla...
1994 James Nachtwey, ABD Ruanda'da bu adam Tutsi isyancılarıyla konuştuğu gerekçesiyle askerler
tarafından bu hale getirildi.
1995 Lucian Perkins, ABD Çeçen savaşçılarla Rus ordusu arasında kalan Çeçen mülteciler otobüsle Grozni'ye yol alıyor.
Otobüsün arka camından bakan çocuk ise tüm bu olanları sembolize etmek ister gibi...
1996 Francesco Zizola, İtalya Angola'daki iç savaşta öldürülen ve şok içinde yaşayan küçük çocuklar...
1997 Hocine, Cezayir Cezayir'de bir kadın ölü ve yaralıların getirildiği hastane kapısında ağlarken...
1998 Dayna Smith, ABD Kosova'ya Özgürlük Ordusu savaşçısı olan kocasının öldürülmesinin ardından
akraba ve dostları cenazede acılı kadını rahatlatmaya çalışıyor
1999 Claus Bjørn Larsen, Danimarka Yaralı Arnavut, mültecilerin yaşadığı sokaklarda bandajlar içinde yürüyor
2000 Lara Jo Regan, ABD ABD'deki kaçak yaşayan göçmen Meksikalıların bir günü...
2001 Erik Refner, Danimarka Pakistan'daki kampa hayata veda eden bir Afgan mülteci
çocuk cenazesi için hazırlanıyor
2002 Eric Grigorian, ABD İran'da asker ve köylüler, depremde ölen kurbanlar için mezar kazıyorlar.
Bir çocuk ise ölen babasının pantolonuna sıkı sıkı sarılmış, yanıbaşındaki boşluğa babasının gömülmesini bekliyor
2003 Jean-Marc Bouju, Fransa Iraklı adam, savaş esirlerinin tutulduğu bölgede çocuğunu rahatlatmaya çalışıyor
2004 Arko Datta, Hindistan Hint kadın, tsunami faciasında ölen yakını için ağlıyor...

|
|
|
| | | December 29 ''Amacımız Tamamiyle Gerçekleri Anlatmaktır''
Kendi Kalemimden 
HAK İLE BATILIN BİTMEYEN SAVAŞI VE GÖLGESİNDEKİ ZULUMLER
Bu Yazımda dünyada Olup bitenleri Kendi Görüş açımdan sizlere anlatmaya çalışacağım. Herkesin bildiği üzere Dünyada ilk kan Habil ile kabil’le başlamıştır ve dünya tarihi boyunca da devam etmektedir Aslında dünyadaki katliamları haksızlıkları anlamak için Habil cinayetini incelemek insana kâfi gelecektir. Neden insanlar katledilir neden insanları esirleştirmek köle yapmak istenilir? Çünkü bireyler bile kendi çıkarlarını gözetir, Devletlerde bunu yapmak zorundadır yapmadığı takdirde tarihe gömülür. Size günümüzden bir örnek vermek gerekirse İran Amerika ve İsrail üçgenini gösterebilirim, İsrail ve Amerika bazı hakları elinde tutarken İran’ın bunu yapmasına izin vermeyerek siyasi baskı altında tutmaktadır. hâlbuki yapmasını istemediği şeyleri bu iki devlet en alasına yapmaktadır peki neden? Çünkü İran’ın bölgede askeri açıdan büyümesi bütün tarihi hayallerini etkin güçlerini tehlikeye sokmaktadır. Dünyada dinler arası sentezi en iyi yapabilen insanların din dil ırk gözetmeksizin kardeşçe yaşamasını sağlayabilen tek otorite Osmanlı devletidir. Bu gün Osmanlının elindeyken hiçbir sorun yaşanmayan topraklarda oluk oluk kan akmaktadır Üstelik neresi olursa olsun bu kanlar Müslüman kanıdır. Örneğin Bosna hersek çeçenistan, Cezayir, Filistin, ırak, Afganistan sayabildiklerim. enteresan ki bu devletlerin dini kimliği İslam’dır buradaki inceliği anlamak için Yahudilerin dünya görüşünü az çok herkes biliyor!
Bu Gün dünyada bütün ipler onların elindedir yolculuk yaparken aldığınız biletten tutun telefon görüşmesi yaparken bile bu insanlara vergi ödemekteyiz Dolaylı yollardan bu vergiler bunlara ulaşmaktadır bu konuyu detaylı anlatmak isterdim ama şunu bilmek gerekir ki dünyada kurmuş oldukları sistemle doğan bebek bile dünyaya borçlu bir şekilde geliyor
Evet, Yahudi dünya Görüşünü az çok herkes biliyor demiştik engellemek istedikleri şeyleri sahip olmak istedikleri kutsal toprakları ve kendilerinden başka insanları ne sıfatta gördüklerini. Bu sebeptendir ki Space’de resimlerde de göstermiş olduğum gibi insan hayatını hiçe sayıp toplu insan ölümleri yapmaktadırlar buna rağmen her şey istedikleri gibi gitmemektedir ve İslamiyet sahipsiz ve fiili lidersiz olmasına rağmen ciddi şekilde büyümektedir bütün korkutmalara rağmen! Bütün Dertleri Değiştirilmiş Kitaplarında yazılan saçmalıkları gerçekleştirmektir ve bunu yaparken hiç bir zulümden geri kalmayarak yapmaktadırlar. Bu nedenle bölgemizdeki Ateş çemberi giderek daralmaktadır şöyle bir yakın tarihe bakacak olursak saldıranlar işgal edenler hep medeni diye geçinen batı ve Avrupa Ülkeleridir.
Şimdi Yüz Ölçümü 814,578 km² olan vatan topraklarına yani Türkiye’ye Gelelim ve yukarda anlattıklarımın Ülkemize nasıl yansıdığını ülkemizde işlerin nasıl döndüğünü anlatmaya çalışayım. Malum tarihimiz ve ülkemizin bulunduğu stratejik konum itibariyle dünya sahnesinde önemli bir role sahibiz. bunun nedenleri ise yukarda yüzölçümünü yazdığım topraklarda olan savaşlar örneğin Çanakkale savaşları bizi millet olarak yenilmez yutulmaz kılan nedenlerden sadece biridir işte bu gerekçe ile Türkiye’de oyunlar topla tüfekle olmuyor artık akıl savaşı ile 1950 ila 2000 yılları arasında sistemleri çok ama çok iyi işliyordu. Türkiye’de Derin devlet diye anılan bir yapılanma vardır işte bu yapılanma İsrail’in eseridir bürokrasi işgal edilmiştir ve ortaya 80’li yılların Türkiye’si çıkmıştır darbeler ve akıtılan kanlar. hiç günahı olmadan asılan başbakanlar görmüştür ülkemiz. Ve başörtüsü zulmü ortaya çıkmıştır kendi ülkelerinde öğrenim göremeyen genç kardeşlerimiz başka ülkelere yönelme işkencesini görmüşlerdir ve hala görmekteler peki ülkenin kimliği İslam’sa başörtüsü İslam’ın gerektirdiği bir şeyse bunu engellemeye kimsenin hakkı yoktur topraklarımızda başörtüsüne uzanan ilk el bir Fransız askeri tarafından olmuştur ama malesefki bu gün çok garip bir şekilde kendi askerimiz türbanı görmeye tahammül edemez hale gelmiştir. Öte yandan yine aynı askerimiz ülkemize musallat olan PKK terör örgütüyle 83 ten bu yana mücadele etmektedir öncesinde adı asala olan örgüt değişmiş Kürt meselesi oluvermiştir hâlbuki askerimiz PKK terörünün ne olduğunu çok iyi bilmektedir. PKK terör örgütü yine Yahudilerin ve Hıristiyanların Ülkenin başına bela ettiği bir oluşumdur hayalleri ise büyük Ermenistan ve Ortadoğu projesidir. Bizzat kendi gözlerimle şahit olduğum bir olay öldürülen militanın üzerinden çıkan Ermenice yazıyla yazılmış olan bir mektup ve ülke üzerinde olan oyunları yazılmakta idi ve yine etkisiz hale getirilen militanların bedenleri hiçte İslami kurallara uygun (sünnet) olmayıp hiç bölge insanını yansıtmıyordu insanı en çok üzen ise bölge halkının bu oyuna gelmesi ve onların ekmeklerine yağ sürmesiydi nice insanlar öldü bu kavgayla. bu gün gelinen nokta ise bu terör dağda barınamaz hale getirilmiştir ve şehirlere yönelip dalgalandırıcı eylemler yapmak zorunda kalmışlardır şükür ki ülkede işini çok iyi yapan polis, asker ve hükümet üçlüsü son zamanlarda kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum ülkemizin göz bebeği olan iki kuruluş ASELSAN ve TUBİTAK bu kuruluşlarda ülkenin geleceği için çalışan mühendisler esrarengiz bir şekilde ölmektedir bunun nedeni sizce manidar değilmidir? Umarım anlamışsınız bu konuya fazla değinmeyeceğim son olarak ülkenin son 5 yılına bir göz atalım uzun zamandan buyana koalisyonla yönetilen ülkemiz çok krizler görmüş bunalımlar geçirmiştir ve bu 3 Kasım 2002 seçiminde Recep tayip ERDOĞAN yani AK PARTİ’Yİ siyaset sahnesine çıkarmıştır. bu sahnede recep tayip ERDOĞAN’IN Geçmişi, siyasal kimliği ve bir şiir yüzünden mahkûm edilişi başrol olmuştur ve 4 Kasım sabahı oyun başlamıştır. Bu geliş ülkede çok şeyleri değiştirecekti ve de değiştirdi. Fazla derinlere girmeden yüzeysel geçmek gerekirse 4 yıl içerisinde ülkede olan bitenler hep ak partinin ekmeğine yağ sürmüş akabinde c.başkanlığı seçiminde oynanan oyunlar herkesi çileden çıkarmış Türk halkı 22 Temmuz seçimleriyle adeta tabularını yıkmıştır ve bu süreçte Türkiye cumhuriyeti başbakanı çirkin saldırılara maruz kalmış ve kalmaya devam etmektedir. %47’yi hesaplayamayan kişilerin bazıları radikal İslamcı bazıları ise mason diyerek ne yapacaklarını şaşırmış bir halde hakaret etmekten geri kalmamışlardır ama o bu günlere Hizmet Aşkıyla Gelmiştir bu günden sonrada hizmete devam edecektir bu yazıda hiç kimseyi aşağılamak veya bazı kişileri yüceltmek gibi bir amaç gütmeyerek sadece gerçekleri anlatmaya çalıştım umarım birilerine bir şeyler anlatmışızdır
December 13
'' ßir Osmanlı Savaş Fermanıdır ''
(Okuyun Ve Ne Kadar Aciz Kaldık Görün)
Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.
Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.
Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.
1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.
Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.
Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:
Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri,
Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.
Bu bir "Osmanlı Savaş Fermanı "dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.
Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet,
Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah
İki Osmanlı askeri, Sidney' in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.
Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur
Ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.
İki askerin şu an mezarı Sidney'e 250 km uzakta Karlıdaglar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok

December 03 
Bin yillik saltanat,
1453'te Sahi güllesiyle,
Istanbul oldu Konstantinapolis denilen yalan,
Istanbul'um oldu Marmara'm kan, gökyüzü duman,
Simdi bakiniz lan, Onun gibi beyinlere vuran
Bir kahraman yok mu lan? Var!
Sesi kabus korkutur, düsmani buz keser,
Esen rüzgarla birlikte gülleler yikti,
Duvar tanimadi, Ama simdi nerede sahi nerede?
53 günde zafere kosan ordu nerede?
Istanbulu simdi görselerdi keske,
Akillari basa toplayacak ama düsmani bozacak,
Alabildigine gülleleri kusacak
Bir sahi olsa vursa keske
Istanbulu mahvedenlerin kalelerine
Sahi, kaleleri deldi kahramanca,
Sahi, güllelerle saltanati yendi
Sahi, namert korksun onda,
Sahi, nefretimle geri geldi
Kahraman yok artik, Heryerde mafya,
Parsellendi topragim, Güzelim ormanlarim
hep oldu villalarin, Denizim kapkara,
Paralarin çöpü burasi bir arena,
Ceza!!! Patlayan bir bomba,
insan insani ne kadara vuruyor acaba?
Nefret bir sahi sözleri ise gülle,
Tarihini unutmus olana güle güle.
Geçmisle övünmekten biktim be biktik,ahh!!
Yeni zaferlere kosmak tarihe borcumuz,
Dünyaya hükmetmek artik yetmez bize,
Yeni cepheler ver sen pasam,
Sahi kadar güçlüyüm tek basima tahrip edecegim,
DÜsmanlari koyarim siraya,
Dikkat! Nisan al, Atess!
Bu sana ilk sahim olsun içimdeki kalles.
Sahi, kaleleri deldi kahramanca,
Sahi, güllelerle saltanati yendi
Sahi, namert korksun onda,
Sahi, nefretimle geri geldi
Benim ugurlu sayim 1453,
bir arti dört arti bes arti üç,
Onüç'ü ugursuz sayan batililara,
Osmanlidan bu sahi hediye olsun sonsuza,
Torunlari ise batiya hayran olmus,
Senelere damgasini vurmus olan ruhsuzlar,
sahi geri gelecek,
Artik dur diyebilecek gücün kalmamis,ha
kalmamis, sanki Duvara baglanmis
Zorla izlettirilen bir korku filminin parçasi olmussun,
Sen donmusmusun yoksa korkmusmusun?
Ona buna sorsana aslanim,ha sorsana!
Aslinda donup kalmis olarak seni izleyen insanlar var,
10 üzerinden 7 kere geri çekilmissin,
Istanbuldaki surlarin içersinde ezilmis ve hükmen yenilmissin.
November 21

BU UNUTULUR MU ? (Ama maalesef unuttuk...)
Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.
Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen’in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu. Çünkü, olasi yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı...
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.
Tabiî ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar...
Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA 3 dakikanızı almaz bu yazıyı arkadaşlarınıza göndermek.
ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.
November 18
Çeçenistan'daki Rus Terörü
Bismillahir Rahmanır Rahim.
Kur'an-ı Kerim, El Enfal Suresi, 18. ayet "İşte durum böyledir: (Allah mü’minleri güzel bir şekilde dener), ve ayrıca Allah, kâfirlerin planlarını ve stratejilerini bozandır."
İlk olarak Rus askerlerinin ve istihbarat birimlerinin Çeçenistan’da hala işlemeye devam ettikleri insanlık suçlarıyla ilgili gerçekleri burada yayınlama fırsatını bana tanıyan herkese teşekkür etmek istiyorum.
Bir hatırlatma yapayım, bu siteyi ilk olarak İngilizce yapmıştım, şimdi Türkiye’deki kardeşlerimin de daha kolay anlayabilmesi için sitemi kendi dilime tercüme ettim. İngilizce sitenin linkini bir yabancıya vermek isteyenler için: http://www.russian-terror-in--chechnya.blogspot.com/Bu çocuktan ne istediler?
Bu gülümseyen yüze insan nasıl böyle bir şey yapabilir?
Bu acıyı dindirmek için sadece bir anne öpücüğü yeterli mi? O anne cocuğu için bir ağrı kesici hap alabiliyor mu, bulabiliyor mu?
Rus askerleri “Çeçen çocukları bile bizi öldürmeye yemin etmiş, bu yüzden ilk olarak Çeçen çocuklarını katlediyoruz.” diyor. O çocuğun gözleri önünde annesini ve babasını öldürüp, 14 yaşındaki kız kardeşine tecavüz ederlerse ondan başka ne bekleyebilirler?
     Ölü bir Çeçen’e Rus saygısı. Ölmüş insanların üzerinde köpekler geziyor. Çeçenistan’da Ruslar Çeçen ölülerini köpeklerin yemesi için sokaklarda bırakıyor.  Rus askerleri. İnsan hakları savunucuları.  RUSLARIN GERÇEK YÜZÜ.    Çeçenistan’daki Rus askerlerinin yaptığı açıklamalar. "Bir keskin nişancı Çeçen kadınını hatırlıyorum. Onu iki zırhlı aracın arasına ayak bileklerinden çelik kablolarla bağlayıp sonra da araçlar arasında onu gerip paramparça etmiştik. Her yer kan olmuştu, ama bizim oğlanların buna ihtiyacı vardı." – rus askeri  "Çeçenistan’da katliamlar yapmadıkça hiçbir yere varamayız. Onlara karşı acımasız olmalıyız. Aksi takdirde hiçbir şey elde edemeyiz.” - 21-yaşındaki bir rus askeri  "Biz o kadar bariz yapmıyoruz, onlar da işi fazla kurcalamıyor. Herkes burada işlerin böyle yürüdüğünü anlıyor.” - 21-yaşındaki bir rus askeri yetkililerin savaş bölgesinde işlenen insanlık suçları için ciddi bir soruşturma yapmayacağından emin olarak konuşuyor.  "Biz ayrıca yakaladığımız mücahidleri inmeden önce helikopterlerden atıyorduk. İşin püf noktası doğru yüksekliği seçmekti. Onların hemen ölmesini istemiyorduk. Ölmeden önce acı çekmelerini istiyorduk. Bu belki zalimce gelebilir, ama bir savaşta bu, hissettiğiniz korkudan kurtulmanın ve ölen arkadaşlarının acısıyla baş etmenin neredeyse tek yolu.” - Boris, rus askeri Rusların kafası karışmış. Bu işkence yaparak öldürdükleri Çeçen’in vücudundaki işaretlerden hangisine mensublar? Onlar Nazi mi, yoksa Yahudi mi? Yada her ikisi mi?  Bu Çeçen’in kafatasının yarısı nerede? Bir insanı öldürmek için tek kurşun sıkmak yeter. Vücudunda bir çok kurşun yarası görebiliyoruz. Onları sayabiliyor musunuz? Hepsini sayamazsınız. Çünkü bu adamın cesedi de yakılmış.  **************************************************************************** Bu bölümdeki fotoğrafların geri kalanını sansürledim, çünkü sitemi okumaya devam etmeyeceğinizden korkuyordum. Onları görmek istiyorsanız lütfen yaptığım bu ikinci siteyi ziyaret edin: http://russian-genocide-over-chechen-people.blogspot.com/Ama sizi uyarıyorum. Çeçen’lerin hergün yaşadığı şeyleri görmeye belki dayanamazsınız. **************************************************************************** Rus askerleri yaptıkları katliamdan sonra Sivil Çeçen’leri gömerlerken büyük bir gururla bu anı ölümsüzleştirmek istemiş.  Çeçen’leri yakmak rus askerleri arasında alışıldık bir suç.    Ve, toplu katliamlar.      Rusların Çeçenistan’a getirdikleri şeyler…    rus İŞGALİNDEN SONRA ÇEÇENİSTAN’IN BAŞKENTİ.   Belki yakından bakmak istersiniz.                             Bu kadınlar boşuna ağlamıyor.    BU ADAMLARIN BU ZAVALLI İNSANLARI SAVUNMAYA HER TÜRLÜ HAKLARI VAR.                SON SÖZ.  Rusların Çeçenistan’a saldırmasından 2 ay önce Yahudi aileleri Çeçenistan’dan çıkartıldı. Sadece bazı yaşlı Yahudiler orada kaldı.İsrail’in gizli servisi mossad yine işini yaptı. Batan gemiyi ilk kimin terk ettiğini bilirsiniz: Fareler. Her zaman ve her yerde bu aynıdır. Mesala: Amerika’daki 11 Eylül’deki İkiz kuleler olayı. O kulelerde çalışan bütün Yahudilere o gün işlerine gitmemeleri söylenmişti. Görünüşe bakılırsa Mossad, dünyada çalışan ve işini yapan tek gizli servis. Şimdi neden burada Yahudilerden söz ettim? Sizlere Çeçen’lerin Yahudilerden nefret ettiğini göstermek için mi? Hayır! Aslına bakılırsa Çeçen’ler herkese karşı çok iyi komşudurlar. Gelenekleri ve İslam onlara bunu yapmalarını söylemektedir. Misafir Çeçen’ler için Allah misafiridir. Çeçen’ler arkadaşlığa çok önem verirler, zayıf olana ve ihtiyacı olana her zaman yardım etmeye hazırdırlar. Şu anda bile Çeçenistan’a gitmenize izin verilse ki Rusya artık Çeçenistan’a kimseyi sokmuyor, o yokluk ve sefalet içinde yaşayan insanlar evlerine gittiğiniz zaman ayrılırken size verecek hiçbir şey bulamasalar en azından bir mendili hediye olarak zorla verirler. O mendili almaktan başka şansınız yoktur. Yani bizim eski Türk gelenekleri gibi. Bir Çeçen’i tanıma fırsatınız olursa ne dediğimi anlarsınız. Burada Yahudilerden bahsetmemin sebebi size Rusların bir başka yalanını göstermekti. Ruslar Çeçenistan’ı 1999’da ikinci kez işgal etmelerinin sebebi olarak bütün dünyaya iki sebep gösteriyor. 1. 1999’daki Rusya’nın çeşitli şehirlerindeki apartman bombalama olayları. 2. Çeçen mücahidlerin Dağıstanlı müslümanlara yardım etmek için Dağıstan’a girişi. Bu bir yalandır. Çünkü yahudi aileleri bu iki olay olmadan 2 ay önce Çeçenistan’dan alınmışlardır. Yani Ruslar aslında bu iki olay olmadan en az 2 ay önce Çeçenistan’ı işgal etmeye karar vermişlerdi. Rusya’daki apartman bombalama olaylarını da sitemi okumaya devam ederseniz size anlatacağım. Bu olaylar aslında Rus gizli servisi FSB tarafından Rusya’nın Çeçenistan’ı işgalini dünyaya haklı gösterebilmesi için gerçekleştirilmiştir. Bu olayların ertesi günü de Putin Hava kuvvetlerinin Çeçenistan’a bombardıman yapmasını emretmiştir. Ve, işgali başlatmıştır. Yahudi ailelerinin Çeçenistan’dan alınmasının ardından rus aileleri de oradan çıkartılmıştır. Bazı Rus aileleri yıllardır kendilerine iyi komşuluk yapan Çeçen’leri bırakıp oradan gitmek istememişlerdir.Onlar Rus askerlerinin kendilerine dokunmayacağını düşünmüşlerdi. Ne de olsa kendileri de bir Rus’tu. Onlara ne olduğunu tahmin edin. Rus askerleri onları hain olarak cezalandırdı, ve onları Çeçen’lerle birlikte işkence kamplarına kapatıp tecavüz etti ve işkenceyle öldürdü. Ben Çeçen değilim, Çeçen’ler bana bunları yazmam için para da vermedi. Aslında ben 4 saat öncesine kadar bir web sitesi nasıl yapılır onu bile bilmiyordum. Ama internetteki bir forumda Ruslar beni çok kızdırdı ve ben de bu siteyi yapmaya karar verdim ve yaptım. Sakın bu fotoğrafların ve anlattığım hikayelerin doğru olmadığını sanmayın. Bunları yıllarca, bütün gün araştırma yaparak topladım. Ama, bir web sitesi yapmayı bilmiyordum, ve bunun için param da yoktu. Burası bedava bir sitedir, siz de isterseniz kendinize böyle bir site yapabilirsiniz. O forumdaki beni gerçekten kızdıran Ruslara gelince… Ruslar Çeçen’lerin yokluğunda harika konuşmalar yaparlar. İstedikleri her şeyi söylerler. Nasıl olsa karşı çıkan yok, sık sıkabildiğin kadar. Ama Ruslar sadece yalan söylerler ve sadece yalanlara inanmayı severler. Onların tarihlerini biliyorsunuz. Komunizmden söz edip zamanınızı almanın gereği yok. Ve, Çeçen’ler kendilerini internette savunamazlar. Siz hala Çeçen’lerin bilgisayarlara, yüksek hızlı internet erişimine sahip olduğunu mu sanıyorsunuz? Bir çoğunun başını solacak bir evi bile yok. Onlar şu anda elektiriği ve suyu olmayan çadırlarda yaşıyorlar. Ve, geceleri Kafkasya’da sıcaklık -30, -40 derecelere kadar düşer. Gerisini siz düşünün. Gerisini sıcak evlerinizde tahmin edemiyorsanız tekrar deneyeyim. Neden burada Çeçenistan’ı savunmak için bir Çeçen bulamıyoruz? Bu Çeçen’ler nerede? Çeçenistan’ın başkenti Grozny’nin Rus işgalinden sonraki fotoğraflarını gördünüz. Başkentleri ikinci dünya savaşından çıkmış Berlin’e benziyor. Ortalıkta sadece yıkıntı ve toz toprak var. Hastane yok, okul yok, ev yok. Hiçbir şey yok. Şimdi onlara ne olduğuna dair aklınıza bir fikir geldi mi? Bütün o sivillere? Okul çocuklarına? Bebeklere? Onlar Rus jetleri, helikopterleri, topçuları, füzeleri tarafından öldürüldüler. Size sadece 1999 senesi için bir istatistik vereyim. Sadece Rus topçusu Çeçen şehirlerine Çeçenistan’ın her metre karesine 3 tane mermi düşmesine yetecek sayıdaki top mermisini attı. İşi garantiye almak istedikleri kesin. Önce Rus hava kuvvetleri Çeçen şehirlerini vurdu.   Sivil hedeflerin vurulmasının Genova anlaşmasında yasaklanmış olduğunu sanıyordum. Sonra Rus topçusu ve füzeleri.      Şehirlerinin bombardımandan sonraki halini gördünüz. Çeçen şehirleri ve köyleri bugün hala aynı şekilde bombalanıyor. Sonra Rus ordusu Çeçen şehirlerine girdi ve orada hayatta kalmış olan insanları toplayıp işkence yapmak, tecavüz etmek ve öldürmek için işkence kamplarına gönderdi. Aşağıdaki sitede bu işkence kamplarında görevli olan bir rus gardiyanın göndermiş olduğu mektubun ingilizcesi var. Çok kısa bir mektup. O sitede lütfen sol taraftaki MASSACRE yazısına tıklayın, mektubu göreceksiniz. http://www.sheeshan.com/Türkçeye tercümesini aşağıdaki linkte yayınladım: http://rus-gardiyanin-mektubu.blogspot.com/Bazı Çeçen'ler bu bombardımanlar sırasında dağlara kaçabildi...  Ama Rus hava kuvvetleri bugün hala bu dağları GENOVA anlaşmasında yasaklanan NAPALM bombalarıyle yakmaya devam ediyor. Kardeşlerimizden bazıları Çeçenistan’ın dışındaki mülteci kamplarına kaçmayı başardı.  Ama bugün elektiriği, suyu olmayan çadırlarda, aç ve hasta olarak yaşıyorlar. Ne doktorları ne de ilaçları var. Kardeşlerimizin %80’i tuberkuloz hastası oldu. Ve, son olarak bazıları hala Çeçenistan’da yaşıyor. Onların hiçbir yere kıpırdayacak paraları yoktu. Onlar şimdi Rusların yaptığı sistematik işkence ve tecavüzlerin altında yaşıyorlar.     Bu resimlerde Rus askerleri tarafından Çeçenistan'daki bir Rus kızı kaçırılıyor. Bu kadar basit. Bu askerlere bunu neden yaptınız diye bir soru sorulmayacak, haklarında soruşturma açılmayacak. Ruslar bunu kendi cinslerine bile yapıyorlar. Rusya’daki 1999 yılındaki bina bombalama olaylarının Çeçen’ler tarafından yapıldığından bahsediyorsunuz, ve Beslan katliamından. O binalar eski KGB yeni adıyla FSB olan Rus gizli servisi tarafından havaya uçuruldu. Rusya’daki 1999 bombalama olaylarının Putin’in Rusya’da siyasi bir zafer kazanması için planlandığı ortaya çıktı. İngiltere'nin saygı değer gazetelerinden birinde yayınlanan makaleyi okumak istiyorsanız aşağıdaki linke tıklayın: http://www.telegraph.co.uk/news/main.jhtml?xml=/news/2004/03/13/wruss13.xml&sSheet=/news/2004/03/13/ixnewstop.htmlBu makaleyi henüz tercüme etmedim, birkaç gün içinde tercüme edip burada yayınlayacağım. KGB/FSB bu korkunç şeyi kendi insanlarına Putin’in emriyle yaptı. Peki ne için? Çeçenistan işgalini haklı göstermek için. Çeçenistan’daki petrolü çalmak için. Rusya halihazırda köleleştirdiği Orta Asya Türk cumhuriyetlerindeki petrolü ve doğal gazı çok ucuza alıyordu. Peki bu yeterli miydi? Hayır. Burada Ruslardan bahsediyoruz. Bu bombalama olaylarının ertesi günü Putin Rus hava kuvvetlerine Çeçenistan’ı bombalaması emrini verdi, ve savaş ilan etti. Bu numara daha sonra CIA/FBI ve Neocon’lar tarafından kullanıldı ve 11 Eylül tarihinde ikiz kuleler havaya uçuruldu. Beslan katliamı. Nihayet bazı insanlığını henüz kaybetmemiş olan Ruslar Beslan hakkındaki gerçekleri yayınladılar. Bu işe çok sevindim. Onlara minnettarım. Lütfen Beslan hakkındaki bu araştırmayı okuyun ve gerçek katillerin, teroristlerin(*) kim olduklarını görün. http://prima-news.ru/eng/news/articles/2005/3/8/31400.htmlMakalenin tercümesi aşağıdaki linktedir: http://beslan-gercegi.blogspot.com/Bu artık Rusların Çeçenistan’daki kirli savaşının rutin, alışıldık bir işleyişi haline gelmiştir. Önce Rus sivillerin üzerine bir saldırı organize edip uygularlar, sonra da bu saldırılardan Çeçen’leri sorumlu tutarlar. Ne kolay bir hedef? Çeçen’leri kim koruyabilir, kim korumayı düşünebilir? Yada onları korumak için kim bir takım bilgilere sahip olabilir? Ruslar yaptıkları soykırımı gizlemek için Çeçenistan’a giden ve Çeçenistan’dan çıkan bütün yolları kesmiştir. Sadece kendi propaganda haberlerini vermektedirler. Bizim televizyonlarımıza bir baksanıza, Ruslar Aslan Mashadov’u şehit etmeseydi Çeçenistan haberlerde hiç çıkmıyordu, ve şimdi de kısa bir süre çıkıp kayboldu. Eskiden böyle miydi? Hayır. 1995-96 yıllarında gazetelerimizde Çeçenistan haberlerini görebiliyorduk. Sonra ne oldu da bu haberler bize gösterilmez ya da çarpıtılarak gösterilir oldu? Rusya Türkiye’ye baskı yaptı, ve halihazırda milleti zaten inleten 28 Şubat’çı kafirler bu haberleri yasakladı. Herkes kendi adamını koruyor, Rusya’daki Yahudilerin yaptıklarını Türkiye’deki Yahudiler destekliyor. Sözün kısası, saldırganlıklarını haklı göstermek için bunlar kendi insanlarını bile öldürüyorlar. ************************************************************************************ Aşağıdaki link size vermek istediğim en önemli link. O sitede Çeçenistan’daki trajedi ile ilgili internetteki hemen hemen bütün sitelerin linklerini bulabilirsiniz. Ki bu linklerin çoğu uluslararası insan hakları ve soykırım izleme örgütlerine aittir. Orada videolar ve daha fazla fotoğraf bulabilirsiniz. Bu linki vermek bu siteyi hazırlamaktaki en önemli amaçlarımdan biriydi. Lütfen insanlık adına birkaç dakikanızı ayırın: http://www.hrvc.net/htmls/links.htm************************************************************************************ Çeçen’lerin savaşta domuz olduğunu ve Rus askerlerinin boğazını kestiklerini filan söylemeden önce lütfen o sayfadaki özellikle aşağıda vereceğim linkleri ziyaret edin.Çeçen’ler söylendiği gibi bunları yapıyorlarsa bile, bunları tecavüzcü katillere, Rus askerlerine yapıyorlar. Sivillere yapmıyorlar. Rusların yaptığı gibi 16 günlük bebeklere, hamile kadınlara yapmıyorlar. Onlar asker. Ve, şu anda işgal ettikleri bir ülkedeler. Bunun için ağlayıp sızlanamazlar. Size ağlayıp sızlanmayı tercih ederlerse, en iyisi onlara evlerine geri dönmelerini tavsiye edin.  Nizam videos on russian war crimes Tercümesi: Rus savaş suçları konusundaki Nizam videoları. http://www.chechnya.250x.com/video.htmhttp://www.ichkeria.250x.com/film.htmVideo documenting Russian atrocities Tercümesi: Rus zulmünü ve rezilliklerini belgeleyen video. http://www.hrvc.net/news2004/28b-5-04.htmlCatastrophe in Chechnya - Escaping the Quagmire - By The American Enterprise Institute Tercümesi: Çeçenistan’daki yıkım – bataklıktan kaçış. – Yayınlayan Amerikan Girişim Enstitüsü http://www.aei.org/events/type.upcoming,eventID.675,filter./event_detail.asp# Justice Denied - video on the human rights situation in Russia Tercümesi: Adalet görmezlikten geliniyor – Rusya’daki insan hakları durumu konusundaki video http://emedia.amnesty.org/Russia_English.ramA Journalist in Chechnya- An interview with Anne Nivat - By the United States Holocaust Memorial Museum (August 2002) Tercümesi: Çeçenistan’da bir gazeteci – Anne Nivat’la bir söyleşi – yayınlayan ABD Soykırım Hatırlama Müzesi (Ağustos 2002) http://www.ushmm.org/conscience/chechnya/nivat/nivat.phpVideo presentation given by Bill Frelick - By the United States Holocaust Memorial Museum (February 2001) Tercümesi: Bill Frelick tarafından yapılan video sunumu – yayınlayan ABD soykırım hatırlama müzesi (Şubat 2001) http://www.ushmm.org/conscience/events/chechnya/chechnya_high.htmÇeçenistan’daki Rus işgali hakkındaki en güncel bilgileri aşağıdaki sitede bulabilirsiniz: (Bu yüzden Ruslar bu siteyi sık sık kapatıyor, yada kapatmaya çalışıyor. Site Rusca, İngilizce ve Türkçe dillerinde hazırlanmış. http://www.kavkazcenter.com/Gördüğünüz gibi Çeçen’lerle Rus ordusunun birlikte yaşayamayacağı çok açıktır. Çeçen’ler sadece oradaki eski Rus komşularıyla birlikte yaşayabilirler, tabi onlardan arta kalanları bulabilirlerse. Ama Rus ordusuyla ve Rus bayrağı altında asla yaşayamazlar. Gördükleri bu kadar katilam ve insanlık dışı davranıştan sonra onlardan Rus devletiyle bir insani ilişkiye girmeleri nasıl beklenebilir? Ve, katil Rus ordusunun tecavüzcü askerleri. Yada onları koruyanlar. Size kötü bir haberim var. Aşağıdaki yazı Çeçen mücahidlerin haberlerinden alınmıştır. "9 Rus askerinin infazı. Allah’ın yardımıyla Mücahid liderliğinin esir 9 Rusun infazı konusundaki emri gerçekleştirilmiştir. Bu, üç gün geçerli kalan bir uyarı sonunda gerçekleşmiştir. Rus askeriyesi savaş suçlusu Albay Yuri Budanov’’u mücahidlere teslim etmemiştir. Albay Yuri Budanov küçük yaştaki bir Çeçen kızına tecavüz edip sonra da üzerinden tankla geçerek onu alçakça öldüren bir kişidir." O 9 Rus özel harekat askeri (OMON) silahlarıyla birlikte, mücahidler tarafından üslerine yapılan bir baskında kaçırılmışlardı. Bence birçok insanın, özellikle Amerika’lıların aynı sorunu var. Ya yapılan bu zulümler umrunuzda değil, yada bütün bu olup bitenler hakkında yeterli bilgiye sahip değilsiniz. Bu yüzyılı alnımızın akıyla tamamlayabilmemiz için insanların uyanması gerekmektedir. Bizi yöneten kukla Yahudi hükümetleri ve Yahudi medya ağaları yüzünden yaşayan ölüler gibi ortalıkta dolaşıyoruz. Çocukluğumuzdan başlayarak sürekli beynimiz yıkanıyor. Bir an önce gerçeklerle yüzleşsek iyi olur, yoksa gerçekler hiç beklemediğimiz bir anda bizleri kıskıvrak yakalayacak. Zalimlerin planları ne olursa olsun, galip gelecek olan plan Allah’ın planı olacaktır. Arada yaşanacak olan olaylar ise sadece bir imtihandır. Rabbim bu kafirleri darmadağın edecektir. Dünyanın herhangi bir yerinde bir zulüm varsa hepimizin oraya yardım etmesi gerekir, yoksa eninde sonunda bu zulüm gelip bizi etkileyecektir. Yaptıklarımızın, görmezlikten, duymazlıktan geldiklerimizin cezasını yeterince çekmedik mi? Bunları yaşamadık mı? Akıllanmamız için daha ne belalar çekmemiz gerekiyor? Bu site benimkinden daha iyi: Lütfen onu ziyaret edin. http://www.chechenworld.com/Çeçenistan’da yaşananları ilk elden dinlemek istiyorsanız lütfen aşağıdaki siteyi ziyaret edin: O makalelerin de tercümesini en kısa zamanda yapıp burada yayınlayacağım. http://www.comebackalive.com/df/dplaces/chechnya/index.htmO web sitesinde (in a dangereous place) diye bir yazı var. Üzerine tıklayın veiki makale göreceksiniz. Lütfen onları okuyun. Amerika’lı bir gazeteci tarafından yazılmıştır. İnsanı son derece etkileyen yazılardır. Bu yazıların gerçek olduğunu onaylayabilirim, çünkü Çeçenistan’la ilgili çok yazı okudum. Bunlar sık sık karşılaştığım hikayeler. Bu zulüm bizden fazla uzakta değil. Başımızda amerika’nın ve rusya’nın sahip olduğu gibi hükümetler oldukça, yani kısacası Yahudiler tarafından yönetildikçe belki de bir sonraki kurban biz olacağız. Bu hastaların ne yapacağı hiç belli olmaz. Rusya bunu sessizce yapıyordu, şimdi de Amerika yapmaya başladı. Her ülkedeki her sorumluluğunu bile vatandaştan şunu istiyorum. Sizi yöneten bu insanların sizleri herhangi bir savaşa sürüklemelerine izin vermeyin. Onlar para kazanacak diye milyonlarca masum insanın ölmesi, acı çekmesi gerekmiyor. Bu birkaç milyon yahudinin 3 milyar nüfusu olan dünyanın kaderini belirlemesine izin vermeyin. Adam öldürme insanca bir davranış değildir. Bu pislik bize yakışmıyor. İşin garibi Horace Mann adındaki bir yahudinin şöyle bir sözüne rastladım. Bu sözü antioch Kolejinde 1880'li yıllarda söylemiş: “İnsanlık için bir zafer kazanmadıkça kendinizden utanın.“ Söyleyene ve ne yaptığına bak. Yahudilerin her konuyu ikili olarak yönetip, o konuyu da sömürmelerine güzel bir örnek daha. İnsanlığı katledenler onlar, insanlık haklarını savunuyor olarak görünenler onlar. İnsanlık için konuşan bir sese kulak verdiğiniz için teşekkür ederim. Çeçenistan’ın dışındaki bir mülteci kampında Çeçen çocukların çizdiği resimler.              BU MANZARALARDAN MUTLU MUSUN? ÜZERİNDEKİ BU PİSLİKLE RAHAT MISIN? BUNU SANA SORUYORUM ÇÜNKÜ BEN BU MANZARALARDAN HİÇ MUTLU DEĞİLİM. Bir Avrupa Birliği parlementosu temsilcisi Çeçenistan’ı 1996’da ziyaret ederken.  Ama bu artık geçmişte kaldı, çünkü Rusya şimdi Çeçenistan’a kimseyi sokmuyor. Hatta uluslar arası insani yardım örgütlerini bile. Bugün kimse Çeçenistan’a giremiyor ve çıkamıyor. Ruslar yaptıkları soykırımın üzerini örtmeye çalışıyor. İşte bir söz daha: “Ölüler adalet için yakaramaz, bu, yaşayanların onlar için yapması gereken bir görevdir.” - Lois McMaster Bujold Benim çığlığımı duyabiliyor musunuz? Rusya ile devam etmekte olan ikinci savaş boyunca, Çeçenistan büyük çapta bir insalık felaketi yaşadı: nüfusunun en azından yüzde 25’i katledildi. İşkence, tecavüz, cinayetler, ve nüfusa terör yaşatan Rus ölüm mangaları Çeçen’ler için artık her gün yaşanan gerçekler, şimdi de Çeçen mülteciler Ruslar tarafından savaş bölgelerine geri döndürülmeye çalışılıyor. Ne için? Rusya dünyaya Çeçenistan’da her şeyi normale döndürdüğünü göstermek istiyor. Çeçen’ler Rusların gece evlere düzenledikleri baskınlarda kaçırılıyorlar, işkence ve erkek nüfusuna karşı yürütülen av 12 yaşındaki çocuklardan başlıyor, Ruslar kadınlara ve kızlara da saldırıp tecavüz ediyorlar. En saygılı şekilde söylenişiyle Kafkasya’daki yokolma tehlikesi altında bulunan halk Çeçen’lerdir. Çeçenistan’daki savaş maskesi altındaki soykırım hala devam ediyor, ve Rus kafirler Çeçenistan’da her geçen gün daha iğrenç ve sapıkça yollara başvuruyor. Ama dünya politikacıları bunu görmezlikten geliyor ve “soykırım” kelimesine şaşırıyorlar. Onlar Çeçen insanlarının canı pahasına Rusya ile ittifaklar kurmaya ve Rusya ile ticaret yapmaya devam ediyorlar. Her 15 dakikada bir Çeçen kayboluyor. Yani, Rus güçleri tarafından kaçırılıyor, işkence yapılmak ya da daha sonra ailesinden fidye alınıp serbest bırakılmak üzere, yada gizlice öldürülüp saklı bir toplu mezara gömülmek üzere bilinmeyen bir yere götürülüyor. Neredeyse bir milyon Çeçen’in 4’te 1’i bombardımanlarda katledildi, yada işkence kamplarında işkenceyle öldürüldü. Rusların sinsi yalanları devam ediyor: Çeçenistan’daki terör faaliyetleri hala azalmadı diyorlar. Bunun anlamı “Biz hala bütün Çeçen’leri öldüremedik – bize daha çok zaman verinki hepsini öldürelim." Savaş Çeçen insanlarına sadece iki çıkış yolu bırakıyor: Rus resmi silahlı güçleri maskesi altında hareket eden ama kendilerini her türlü adli ve insani kanunların üzerinde gören “Rus ölüm mangalarına” karşı ümitsizce, ve ölümcül bir direnişe geçmek – yada dünyadan tamamen izole edilmiş yıkıntılar içinde, açlık, sefalet, adaletsizlik ve aşağılamalar dolu bir hayat yaşamak. Savaş hayatta kalan bütün Çeçen’leri, hatta eskiden Rusya’ya sadık olanları bile şimdi Rusya’nın ebedi düşmanı yapmıştır. Savaş Rusya’nın ekonomik gelişmesine engel olmakta, ama kanlı ticaretleriyle bu savaştan kendilerine büyük bir servet yapan bir avuç süper zenginin, Rusya’nın geri kalan sefalet ve yoksulluk içinde yaşayan çoğunluk nüfusuyla aralarındaki gelir dağılımı adeletsizliğini arttırmaktadır. Savaş Çeçenistan’ı “serbest bir suç bölgesi” haline getirmiştir, Rus organize suç örgütlerinin değişik şebekeleri bunu kullanmaktadırlar. Rusya’da çocuk mafyası, ve organ mafyası türemiştir. Çeçenistan’daki rus yetkililer kaçırdıkları Çeçen’lerin bütün iç organlarını alıp öldürüp sonra da bu organları İsrail organ mafyasına satmaktadırlar. Bu şebekelerin başında da Rus genaraller vardır. İkinci sitemdeki fotoğraflarda vücutlarının üst kısmı baştan aşağıya kadar kesilmiş, sonra da bu kesiğin üzerine dikiş atılmış cesetler göreceksiniz, işte bu fotoğraflar organları çalınan Çeçen’lere aittir. http://russian-genocide-over-chechen-people.blogspot.com/Çeçenistan’da Ruslar tarafından oluşturulan bu “serbest suç bölgesi” Rusya’nın dört bir yanındaki suç örgütlerini beslemektedir, bu durum rusya’da işlenen suç sayısında da artışlara sebep olmuş, antidemokratik değerler artık “hoşgörülür” hale gelmiş, toplum içinde yabancı düşmanlığı, korku, ümitsizlik ve nefretin yayılmasına sebep olmuştur, bunlar faşist rejimlerde görülebilecek davranışlardır. Şimdi Rusya hoş olmayan gerçekleri dürüst bir şekilde anlatmaya çalışan medya üyelerinden kurtulma yollarına gitmektedir, demokratik politikacılar açık yada gizli cinayetlerle saf dışı edilmektedirler. Savaş Rusya’yı baskıcı bir yönetim kurmaya itmiştir, bu rejim her geçen gün Stalin rejimine benzemektedir. Bu rejimin diğer amaçları değişebilir, ama ilk amacı Çeçenistan’daki savaşın daha da gelişerek devam etmesidir, her ne kadar Rusya’nın liderleri ülkelerini nasıl bir dibi olmayan çukura attıklarının farkında olsalar bile. Burada dürüst Rus vatandaşlarına bir şey söylemek zorundayım. Ruslar hakkında ağır cümleler kullandığım için üzgünüm, bu sizi incitiyor olabilir. Ama bir şeyi unutmamak lazım, Çeçenistan’daki bu soykırımı uzaylılar yapmıyor, bu insanlık suçlarını onlar işlemiyor. Bu soykımı yapanlar ve bu insanlık suçlarını işleyenler sizin oğullarınız. Lütfen bunları durdurmaya çalışın. BU DA TAMAMEN BAŞKA BİR HİKAYE.

KANAYAN YARA FİLİSTİN
 Filistin'de kendi öz vatanlarında yaşama haklarını kullanmak dışında bir "suç (!)"ları olmayan Filistinlilerin en az üçte biri, o topraklarda hiçbir hakları olmadığı halde şiddet yoluyla, silahın gücünü ve arkalarında duran emperyalistlerin desteklerini kullanarak hakimiyet kuran işgalci siyonistlerin zindanlarına en az bir kere girmişlerdir.  1987 intifadası döneminde işgal devletinin zindanlarına doldurulan Filistinli esirlerin sayısı 7 bini bulmuştu. Bunların önemli bir kısmı Oslo sürecinde, zikrettiğimiz pazarlıklar neticesinde kademeli olarak serbest bırakıldı. Ama tamamı serbest bırakılmadı. Esir alma veya tutuklama, İsrail işgal devleti açısından bir yıldırma ve Filistin tarafını birtakım tavizlerde bulunmaya zorlama metodudur. Bu yüzden onun için esir alma ya da tutuklamada herhangi bir hukuk veya kural söz konusu değildir. İsrail'in esir alma veya tutuklama işlemlerinde ne bir savaş hukuku, ne de oturmuş bir devlet hukuku görülür.  İsrail işgal devletini yöneten siyonistlerin Filistinlilere karşı başvurdukları uygulamalar Nazilerin uygulamalarının aynısıdır. Hatta tutuklama metotlarında bile aynen onların metotlarını uygulamaktadırlar. Siyonist askerler Naziler gibi belli bir bölgeye baskın düzenliyorlar. O bölgedeki sivillere ait tüm evleri kuşatma altına alıyorlar. Ardından 15 - 50 yaş arası bütün erkekleri evlerinden dışarı çıkmaya zorluyorlar. Sonra onları geçici olarak belli bir bölgede topluyor ve orada elleri havada, gözleri bağlı bir halde bekletiyorlar. Sonra da teker teker kimliklerini inceliyor ve herhangi bir tevkif ya da tutuklama belgesi olmaksızın onlarcasını gözetim altına alıyorlar.
İsrail zindanlarında uygulanan işkence yüzünden baygın düşmüş bir Filistinli. İsrail işgal devleti işkenceyi yasalaştıran bir devlettir. İşgal devletinin yasaları ŞABAK adı verilen iç istihbarat örgütü elemanlarının Filistinli tutuklulara işkence yapmalarına izin veriyor.  Tekli soruşturmalarda yapılan işkencelerin yanı sıra toplu işkenceler de yapılıyor. Filistinli tutsakların tutulduğu zindanlar tam anlamıyla kesintisiz işkence mekanlarıdır. Ne yazık ki uluslararası anlaşmaların, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin ve meşhur Cenevre Sözleşmesi'nin tutsaklarla ve mahkumlarla ilgili maddeleri İsrail işgal devletinin zulüm uygulamalarına karşı işletilmiyor. Bu yüzden de Filistinli tutsaklar, siyonist işgalcilerin sınır tanımaz vahşetleri karşısında her türlü ilgiden, haklarını arayacak bir ilgi elinden yoksun vaziyette zulmün bütün şiddetini hissediyorlar. Zindanlarda temizlik diye bir şey yok. Tutsakların tutulduğu yerler nemli ve bakımsız. Her tarafını haşerat kuşatmış. Temizlik maddeleri ve havalandırma aletleri yok. Kişisel temizlik imkanları ise yok denebilecek durumda. Birçok tutsak oraya atıldığı gün üzerinde olan elbiselerle duruyor, çünkü değiştirebileceği bir başka elbisesi yok. Filistin özerk yönetimi Esirler Bakanlığı'nın hazırladığı bir rapora göre Aksa İntifadası'nın başlangıcından buyana iki binden fazla çocuk işgal güçleri tarafından tutuklandı.
Çocuklar tutuklamalarda ve sorgulamalarda oldukça kötü muamelelere maruz kaldıkları gibi zindanlarda da son derece çirkin ve insanlık dışı uygulamalara muhatap oluyorlar. Kendilerine karşı tehdit ve şiddet uygulamalarına başvuruluyor, en doğal haklarından mahrum bırakılıyorlar, işkenceye tabi tutuluyorlar. Çocuk tutsakların birçoğu gıyabi olarak yani mahkeme önüne çıkmalarına bile fırsat verilmeden mahkum edilmiş. Bu gıyabi kararlarda da ŞABAK'ın polis merkezlerinde aldığı itiraflar dayanak kabul edilmiş. Oysa bu itirafların tamamı işkence altında, şiddetli dövmelerle ve muhtelif işkence metotlarıyla alınmış itiraflar. İsrail zulmünü tanımak istiyorsanız Filistin'de varlık mücadelesinin içinde doğmuş, büyümüş ve saçlarını ağartmış bir kadının hayat hikayesini okuyun. Filistinli kadınlar direniş ve mücadelenin sembolü oldukları gibi İsrail zulmünü de bütün şiddetiyle ruhlarında hissetmektedirler.
İşte bu hikaye yani acılarla, ızdıraplarla dolu bir mücadele hikayesi sürüp gitmektedir. Bu hayat Filistinli kadının hayatıdır. İşte bu hayat aynı zamanda direniş ve mücadele azminde örnek alınacak dik duruşlarla, kararlılıklarla dolu bir hayattır. Bu hayatın içindeki mücadele ve dava ehlini, ihanetle, kendi yurtlarını satmakla itham ederek, o insanların verdiği imtihanı Allah'ın kendilerine bir cezası olarak nitelendirenler hem o insanlara hem de Allah'ın adaletine iftira etmektedirler. Erkeklerden olduğu gibi bayanlardan da henüz çocuk yaşında olan birçok kişi tutuklandı. Bunlardan bazıları henüz 14 yaşında. Aksa İntifadası sürecinde de yasal yükümlülük yaşının altında 6 kız çocuk tutuklanıp zindana atıldı. Filistinli kadın zulmün acısını ruhuyla ve bedeniyle, üstelik bütün ızdırabıyla hissetmesine rağmen direniş ve mücadele azminden hiçbir şey kaybetmemiştir. Çünkü o kendini teslimiyeti asla kabul etmeyen bir davanın içinde görmektedir. Her şeye rağmen direnir.  Filistinli kadın tutsağa da yüksek sesle müzik dinletme, saatlerce ayakta tutma, uzun süre uykusuz ve aç bırakma, yakın akrabalarını getirterek onların gözleri önünde tehditte bulunma ve benzeri türden birçok işkence metodu uygulanıyor. Uluslararası Dayanışma Kurumu'nun yaptırdığı araştırmaya göre birtakım itiraflardan anlaşıldığına üzere İsrail işgal güçleri bazı Filistinlileri sırf tıbbi araştırmalarda kobay olarak kullandırmak amacıyla tutukluyorlar. Çünkü araştırmalarda ilaçların farklı yaşlara ve bedensel özelliklere göre tesirlerinin görülmesi isteniyor. Aksa İntifadası sürecinde de birçok kişinin sırf bu amaç için tutuklandığı tespit edildi. Bu insanları bazen çatışma alanlarından, bazen evlerine baskınlar düzenleyerek, bazen okullarından veya çalıştıkları yerlerden, bazen yollardan toplayıp zindanlara dolduran İsrail işgal devletinin hedefi elinde birer rehine gibi tuttuğu tutsakları karşılığında büyük tavizler kopararak serbest bırakmaktır.  Dayatma başbakan Mahmud Abbas, tutsakların serbest bırakılması konusunda gayretli görünmeye çalışıyor. Hatta bu amaçla Amerika'yı ziyaret ederek Bush'tan bu konuda İsrail'e baskı yapmasını istedi. Ancak biz Abbas'ın bu konuda samimi olduğunu düşünmüyoruz. Ne var ki, "Yol Haritası" planı çerçevesinde kendisine tevdi edilen görevi yerine getirmesinin bu konudaki başarılarına bağlı olduğunu düşünüyor, bu sebeple serbest bırakılacak esirlerin sayısını mümkün mertebe artırmaya çalışıyor.

YÜREK DAYANMIYOR OLANLARA,DEVAM EDEMİYORUM BUNDAN SONRA,ÇARESİZLİĞİ HİSSEDİYORUM KENDİMCE YAPACAK BİŞEY BULAMIYORUM ÜZÜLÜP KAHROLMAKTAN BAŞKA,ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN!
YASİN CANIM November 17
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı" Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına, Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram? Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi; "O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi. Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına; Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle; Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar 1993-07-23 AĞRI, ÇATALLIPAŞA KÖYÜ, KÖY YAKMA

 1993-09-29 BATMAN, KOZLUK, BEŞKONAK KÖYÜ, SERİKAN MEZRASI, 2 ÇOCUK, 4 KADIN, 1 ERKEK
 1993-10-19 ŞANLIURFA, SURUÇ, YAĞIŞLI KÖYÜ, YOLCU OTOBÜSÜNÜN YAKILMASI
 1989-01-25 ŞIRNAK, KÖMÜR OCAKLARI BASKINI
 1991-12-25 İSTANBUL, BAKIRKÖY, ÇETİNKAYA MAĞAZASI, 6 ÇOCUK, 6 KADIN
 1993-12-28 MARDİN, DARGEÇİT, KILAVUZ KÖYÜ, KARAKOL BASKINI
 1994-02-13 İSTANBUL TUZLA TREN İSTASYONU'NDA BOMBALAMA, 5 YEDEK SUBAY ÖĞRENCİNİN ÖLDÜRÜLMESİ
 1994-09-01 IĞDIR, TUZLUCA, ŞİŞDAĞI VE KIZILCA, ZİYARETDAĞI ARASI, PTT ARACININ YAKILMASI
 1994-10-17 ELAZIĞ, KARAKOÇAN, KULUNDERE KÖYÜ, İLKOKULUN YAKILMASI
 1999-03-14 İSTANBUL, GÖZTEPE, MAVİ ÇARŞI'YA MOLOTOF KOKTEYLİ SALDIRI
 1994-05-15 ERZİNCAN, TERCAN, EDEBUK KÖYÜ, 2 ÇOCUK, 4 KADIN, 3 ERKEK
 1996-06-23 DİYARBAKIR OTOYOLU, ALTINDAĞ RESTORAN, 3 ERKEK, 3 KADIN, 2 ÇOCUK
 1999-03-14 İSTANBUL, GÖZTEPE, MAVİ ÇARŞI'YA MOLOTOF KOKTEYLİ SALDIRI
 1992-03-19 ŞIRNAK, CİZRE MERKEZ, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'YA YARDIM ETMEYİ REDDETTİGİ İÇİN BU ÖRGÜTÜN VAHŞETİNE KURBAN EDİLEN BİR VATANDAŞ
 1993-06-26 MARDİN, YEŞİLLİ, KOYUNLU KÖYÜ, 1 ÇOCUK, 4 KADIN,3 ERKEK
 1993-07-05 ERZİNCAN, KEMALİYE, BAŞBAĞLAR KÖYÜ, 5 KADIN, 27 ERKEK
 1993-10-04 SİİRT, ŞİRVAN, DALTEPE KÖYÜ, 10 ÇOCUK, 7 KADIN, 16 ERKEK
 1994-09-11 TUNCELİ, MAZGİRT, DARIKENT BELDESİ, 6 ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLDÜ
 1995-07-24 VAN, GÜRPINAR, ATABİNEN KÖYÜ, 3 ERKEK, 6 KADIN, 3 ÇOCUK
|